Ayhan Yüksel'le Şaban Özdemir geldi köyümüze. Bu buluşmada Hüseyin Çakıcı da vardı. Çürükeynesi'nin önemli yerlerini gördüler. Tarihçi, yazıncı, araştırmacı gözüyleŞaban Özdemir; yazın araştırmacısı. Önemli dergilerde yazıyor. Kendine İstanbul'da ki "Sahafları" yurt edinmiş. Önemli kişilerin belgeliklerini elden geçiriyor. Değerini yitirmeyen, önemi örselenmeyen kimi yapıtların yayımlanmasında görev alıyor...Küçük, eski Varlık'ın "Bir Liralık Yapıtlar" boyutunda bir yapıt getirdi: GENÇAMATÖR HİKÂYECİLER ANTOLOJİSİ. Hazırlayan: KARAKAŞ...1959'da basılmış yapıt. Adını öykü alanında duyuramamış on yedi öykücüden birer örnek var yapıtta. İkinci sırada AHMET KAÇAR. Öyküden önce bir yaprakta Ahmet Kaçar fotoğrafı, altında Kaçar'ın ağzından kısa yaşamöyküsü: "1926 yılında Görele'nin Çürükeynesil köyünde doğmuşum. İlk tahsilimi memleketimde yaptım. Orta tahsilimi ise Giresun’da yaptım. Bazı sebepler yüzünden tahsilime devam edemedim. Şimdi ise Görele'den yirmi kilometre uzakta bir nahiyede tapu memuruyum. Esas saham şiir ve şarkı güftesi olmakla beraber, hikâyeyi bir deneme gayesiyle yazmaktayım. Kendi yazıp bestelediğim muhtelif makamlarda şarkılarım vardır."Yapıttaki Ahmet Kaçar'ın, belki de ilk yayımlanan, öyküsü:BERAATÜç kişiydiler. İki jandarma eri ve bir hükümsüz mahkûm. Sıcak bir öğle güneşi tepelerine dikilmişti. Rüzgar yok, bir çöp dahi hareket etmiyordu. Gökyüzü mavi bir ağırlıkla dünyanın üzerine kapanmış gibi idi. Gölge yapacak bulutlar ufuktan ayrılmayacakmış gibi sabitleşmişlerdi. Arada bir virajları dönerken deniz görünmese, yerlerinden kımıldamayacak çamurlaşmışlardı. Ağır gaz kokulu eski model arabaların geçerken arkasında bıraktığı toz bulutu silininceye kadar birbirlerini görmeden yürüyorlar, sonra yine insiyaki olarak yollarına devam ediyorlardı. Jandarmalardan bir tanesi doğu Anadolu şivesiyle uzun bir türkü tutturmuş. Belki ellinci defadır aynı nakaratı yapıyordu. Öteki ise düşünceli ve dalgındı. Üçü de hayata ayrı ayrı yönlerden kayıtsızdı.Biri için hayat şu anda nasılki söylemiş olduğu türkünün nağmeleri ise öteki için de kepin kıvrımları arasındaki mektuptu. Mahkuma göre ise hayat, böyle bir şeyi ne düşünmeye aklı müsait ve ne de düşündüğünü anlama çevirecek kadar dolu idi. O giyeceği hükmü ve gardiyanın kendisine ne şekilde hareket edeceğinden başka bir şeyi düşünmemekle mükellefti. Yol uzadıkça aralarındaki fark da yavaş yavaş azalmaya başlamıştı.Jandarmalar ceketlerinin önlerini açmışlar, pantolonlarını bellerine bağlayan üç kat kınnabı biraz daha gevşetmişlerdi. Mendillerini yüzlerine gölge etsin diye keplerinin altına koyarak uçlarını enselerine doğru sarkıtmışlardı. İkisinin de sol memelerinin üzerinde muskalar vardı. Mahkumu unutmuşlardı sanki... Arkadan ve önden birkaç defa yamalı pantolonu ve ökçesi çıkmış, yandan patlak lastikleri içerisinde çorapsız ayak ları ve traşı geçmiş kirli uzun saçları ve sırtında varlığını teşkil eden keten torbası içinde bayat ve kuru bir parça mısır ekmeğinden başka bir şeyi olmayan bu insan onlara pek alakalandırmıyordu zaten. Üstelik sigarası bile yoktu. Vardı da galiba kaçaktı. Onun için ikram etmeye pek cesaret edemiyordu. Türkü söyleyen, arada bir tüfeğini havaya kaldırıp atarmış gibi yapıyor, bu hareketini vücut hareketi ile yandakiler de anlatıyordu.Mahkum:-Ne yanık sesin var be hemşerim, dedi.Jandarma:-Hı... dedi,Takdir hoşuna gitmişti.Yine başladı...Mahkum:- Maşallah doğuran anaya, dedi.Susan jandarma:-Babasına da, dedi.Gülüştüler... Mahkum bu sefer öteki jandarmaya:-Ya sen hemşerim, dedi. Sabahtan beri hiç konuşmadın, yoksa? Haber Merkezi
Giresun
Yayınlanma: 29 Kasım 2025 - 00:00
AHMET KAÇAR'IN BİR ÖYKÜSÜ (1)
.
Giresun
29 Kasım 2025 - 00:00









