BATLAMA DERESİNDE ÇİMMEK
.
Çimmek… Sadece suya girip çıkmak değil, bir anlığına bütün dünyayı üzerinden silkeleyip yeniden doğmak gibi bir şeydir.Bazen denizde, dalgaların tuzlu sarılışında; bazen bir dere kenarında, suyun buz gibi berraklığında; bazen de bir gölette, etrafı sessizlikle çevrili…Çocukken çimmek, yaz tatilinin en heyecanlı anıydı. Önce ayak parmaklarımızı suya dokundurur, soğukla hafifçe irkilir, sonra “hadi” deyip bir hamlede kendimizi serinliğe bırakırdık. Su başta nefesimizi keserdi, ama birkaç kulaç sonra bütün kaslarımız gevşer, kalbimiz hafiflerdi.Çimmek, sadece bedeni değil, zihni de arındırır. Gözlerinizi kapadığınızda suyun teninize değen hafifliği, kulaklarınızda duyduğunuz o uğultulu sessizlik, zamanın yavaşladığı hissini verir. Sudan çıkınca güneşin sıcaklığıyla birleşen o hafif ürperti… İşte, bütün günün yorgunluğunu unutturan asıl mutluluk odur.Bugün, şehir hayatının telaşında “çimmek” kelimesi belki basit bir eylem gibi gelir. Ama aslında o, doğayla kurulan en samimi temaslardan biridir. Suya bıraktığın her adım, biraz geçmişe, biraz huzura, biraz da kendine yaklaşmaktır. BATLAMA DERESİNDE ÇİMMEKÇocukluğumuzda, yaz güneşinin kavurduğu Giresun/Çukurköy'den biraz uzaklaşıp çoğunlukla Enligöl dediğimiz gölde çimmek için, sessiz ve serin Batlama Deresi'nin yolunu tutardık. Taşlı dere yatağının üzerinde küçük ayak izlerimiz, suyun berraklığında dalga dalga yayılırken, içimizde tarifsiz bir heyecan olurdu.Ayak parmaklarımızı suya değdirir, buz gibi soğuklukla irkilir, ama cesaretimizi toplayıp derinlerine doğru bir adım atardık. Suyun serinliği bedenimizi kapladıkça, tüm sıcağı ve yorgunluğu unutur, sadece o anın huzuruyla dolar kalırdık.Dere kenarındaki kayaların üzerinden atlayarak suya düşmek, suda yarışmak, küçük taşları avuçlamak… Hepsi çocukluğun saf mutluluğuydu. Suyun altından geçen güneş ışıkları, yansıyan bulutlar ve suyun uğultusu, Batlamanın içimizde yankılanan bir melodisi gibiydi.Çimmek sadece bedenimizi serinletmez, aynı zamanda ruhumuzu da tazelerdi. O günlerde her su damlası, geleceğin tüm sıkıntılarından uzak, sadece o anın neşesini taşıyan bir hediye gibiydi.Sudan çıktığımızda, ıslak saçlarımız ve cildimizde kalan hafif ürpertiyle güneşe doğru koşar, annelerimizin hazırladığı ekmek arası çökeleklerin tadını çıkarırdık. O an biliriz ki, Batlama Deresi sadece bir su değil; çocukluğun, dostluğun ve özgürlüğün ta kendisiydi.Batlama Deresi'nde çocuklukta yüzmek, çoğu Giresunlunun hafızasında hem serinlik hem de özgürlükle yer eden bir hatıradır.Eskiden derenin suyu bugüne göre çok daha berrak, akışı daha gür olurdu. Yaz aylarında öğle sıcağında ayaklarımızı serin sulara sokar, biraz cesaret topladığımızda da kendimizi tamamen suya bırakırdık. Taşların üzerinden atlayarak suya girmek, derenin şırıltısıyla birlikte kuş seslerini dinlemek, sanki tüm dünyayı unuttururdu. Batlama Deresi, o günlerde sadece bir dere değil, bizim oyun alanımız, serinleme havuzumuz, hatta küçük bir cennetimizdi. BİR NOSTALJİ ÖYKÜSÜSabahın ilk serinliğiyle uyanmak, üzerindeki tozlu tişörtü silkeleyip sessiz patikaya adım atmak… Gözümüzde o derenin silueti canlanır ve çocukluk dünyamıza açılan bir davettir o dere, suyun şırıltısını kulağımıza taşır gibi.Ayaklarımızı dereye değdirirken, iliklerimize işler o tanıdık buz gibi his… Ama birkaç cesaretli adım sonra suyun hafifliği sarar bedenimizi; her kulaçta yorgunluk çözülür, kalbimiz hafifler. Küçük taşları saymak, sudan minik balıkları yakalamaya çalışmak, arkadaşlarla su sıçratmak… Hepsi saf mutluluk, hepsi özgür bir anı.O sakin Batlama Deresinde oyunlar oynadık, suyun yansıttığı bulutları seyrettik, gelecekten tüm ağırlıkları unuttuk. Sonra güneş yüzünü gösterince, ıslak saçlarımızla kıyıya koşar, annemizin hazırladığı ekmek zeytinleri büyüyen bir iştahla yerdik. O an, çocuk ruhumuzdaki huzurun ve birlikte geçirilen zamanın en saf haliydi.Batlama Deresinin kaçınılmaz olarak ıslah edilmesiyle, bugün o eski ve çocukluğumuzun anılarıyla dolu, büyük bir keyifle çimdiğimiz Enli Göl'den eser kalmadı. Ve yine bugün Batlama Deresinin eksikliğine değil, o günlerin hafızadaki sıcaklığına bakıyorum ve özlüyorum o günleri.Batlama Deresi sadece bir su değil; çocukluğumuzun, dostluğun ve özgürlüğün suyla birleşen bir hatırası olarak hafızalarımızda kalacaktır. BAŞKA BİR NOSTAJİ ÖYKÜSÜBatlama deresinin denize döküldüğü, yeni yapılan Batlama Karayolunun geçtiği yerlerde 1970'li yıllarda yerleşim yoktu, düz ve boş araziler vardı. Bu boş alanlarda en az 2 ayrı takım futbol oynayabiliyordu. Lise son sınıfın sonlarına doğru yani 1974 senesinin Mayıs ayında 6FEN-E sınıf arkadaşlarımızdan bir grup yukarıda bahsettiğim Batlama Deresi ağzına hem piknik yapmak hem de kendi aramızda futbol oynamak için Atatürk Meydanı'nda buluştuk ve yürüyerek oraya gittik. Sınıf arkadaşlarımla yaşadığım ve büyük keyif aldığım o anılar, üzerinden 51 yıl geçmesine rağmen hala hafızamda tazeliğini korumaktadır.Öyle zannederim ki, çoğu Giresunlunun Batlama Deresi ile ilgili birçok anıları vardır. Bahsi geçen o yıllarda nüfusumuzun yaklaşık %80'i köylerde yaşamaktaydı ve Batlama vadisinde çok sayıda kalabalık nüfusa sahip köyler vardı. Fotoğrafta, ayaktakiler; soldan sağa, ismini hatırlayamadığım ve oturanlar arasında ki, başka sınıftan adı Asım olan bir arkadaşımızın kardeşi veya yeğeni, Aytekin Düzgün, Hasan Ay.Oturanlar; soldan sağa, Kenan Poslu, Mustafa Aydın( Geçen sene vefat etti), Hasan Küçük, Ertekin, Asım, Mehmet Kartal, Haluk Karakılıç ve ben Kamil Güngör. Bilirsiniz işte bizim oralarda bir söz vardır, sıklıkla ve geçmişe özlem için söylenir. “Hey gidi günler hey”… Sevgiyle kalınız.