Kendi yağmurunda ıslanmayan bir bulutum, kendi gölgesinde soluklanamayan bir ağaç. Çiçeklerini ayaz vurmuş bir erik dalıydım belki, belki de fırtınaya direnemeyen bir kiraz çiçeği.Sabah yeliydim tanıdık tanımadık herkesin saçlarıyla oynayan. Gün doğumuydum uykusundan gerine gerine kalkanları selamlayan. Ansızın bastıran yaz sağanağıydım seveni kadar kızanı da eksik olmayan.Sessizliğin uzayıp gitmesiydim kişiler arasında ya da dillerin ucuna gelip de bir türlü sese, manaya, şekle bürünemeyendim kim bilir? Jest ve mimiktim bir oyunda, sahneden perde perde tüm salona dalga dalga yayılan! Belki de sessiz bir çığlıktım da onca alkış arasında duyulamayan.Belki de başlıktaki gibi bir kuştum kanatlarının farkında olmayan ya da bir balıktım sığ sulardan sıkılmış derin hülyaların özlemiyle tutuşan. İster bir kuş olayım ister bir balık isterse de keyfine düşkün bir kedi; bildiğim dünyanın hayvanlar için git gide daha güç yaşanılır bir yer olduğuydu.Tavşankanı bir bardak çaydım tiryakisinin dudağında kekremsi bir tat bırakan yahut acı bir kahveydim hükmü telvesinden önce silinen. Kuş lokumu gözlerim vardı belki, belki de ağzım kahve fincanı, burnum da dolmakalemiydi.Bir histim bazen ansızın çıkagelen bazense bir türlü geçmeyen ince bir sızıydım kim bilir! Tuhaf bir düş de olabilirdim pekâlâ, yarım kalan bir sevda da. Boz bulanık bir suydum belki de hangi sokaktan geçtiği hemencecik anlaşılan ya da kırık bir gönüldüm sığınacak bir çatı arayan. Sahibini arayan bir gölgeydim belki yansımasına meftun bir meczup. Uzunca cümlelerin nerede sorularına cevap verilemeyen öğesiydim nicedir. Kül renkli bulutların faili değilsem de sebebi olabilirdim pekâlâ. Hırçın dalgaların dövdüğü bir sahilde yazılıp yazılıp silinen bir isimdim belki de. Şimdi solmuş bir sayfadaki altı çizili satırdım yanına notlar düşülmüş. Bir gül yaprağıydım bir zamanlar büyük bir hevesle alınmış ve handiyse hiç elden düşmeyen bir Reşat Nuri romanının sayfaları arasında. Kimi zaman Anna idim kimi zaman Feride. Bazı Ferhattım bazı Kerem. Kimi zaman uzun mu uzun bir tirattım dinleyenlerin tüylerini diken diken eden kimi zaman da insanın içini kıpır kıpır ettiren bir Akdeniz melodisi. İstanbul'dum belki de ne hükmedilebilen ne de vazgeçilebilen. Hüzünlü bir sevinçtim en çok belki de buruk bir tebessüm. Güftesiz bir besteydim belki de yarım bırakılmış bir şiir, tamamlanmamış bir hikâye kim bilir? Birkaç damla yaştım süzülen yanaklardan, birkaç damla kandım akan kabuk bağlamayan yaralardan. Meğerse zaman insanın en büyük hazinesiymiş. Vakit denilen şey kum misali insanın avuçlarından dökülenmiş. An sonsuzlaşabildiği gibi günler, haftalar, aylar, yıllar bir göz açıp kapama mesafesindelermiş. Kim bilir belki de hiç büyüyemeyen bir çocuktum, o incir ağacındaki salıncakta sallanırken yırtılan kitabının sayfalarını karpuz kabuklarıyla sarmaya çalışan? Haber Merkezi
Giresun
Yayınlanma: 03 Aralık 2025 - 00:00
Bir Kuştum Belki Bir Balık
.
Giresun
03 Aralık 2025 - 00:00









