ÇEVRE SORUNLARINA KARŞI MÜSLÜMANLAR SINIFTA MI KALDI?
.
Çevre sorunlarını kısaca tanımlamak istersek, insan faaliyetleri veya doğal süreçler sonucunda doğanın dengesinin bozulmasıyla ortaya çıkan, ekosistemleri, insan sağlığını ve yaşam kalitesini olumsuz etkileyen problemlerdir diyebiliriz. Aslına bakarsanız doğal süreçler sonucunda ortaya çıktığı düşünülen çevre sorunlarının doğanın re jenerasyon süreci olduğu söylenebilir. Ancak insan faaliyetleri sonucunda oluşan düzensizlik ise doğal süreci bozan ve tersine çeviren sorunlardır.Söz konusu sorunlar; hava, su ve toprak kirliliği, iklim değişikliği, ormansızlaşma, asit yağmurları, biyolojik çeşitliliğin azalması, çölleşme, atık sorunları ve doğal kaynakların tükenmesi gibi çeşitli biçimlerde ortaya çıkabilir. Genellikle sanayileşme, kentleşme, bilinçsiz tüketim ve çevreye duyarsız politikalarla geriye dönüşümü olmayan çevre sorunları meydana gelmektedir.Bu sorunlar temelinde insan ihtirasından kaynaklandığı için aynı zamanda ahlaki ve dini boyutları olan krizlerdir. Geldiğimiz noktada çevre sorunlarının kahreden etkileriyle yüzleşiyoruz, yüzleşmek zorundayız. Bu zorunluluktan dolayı takipçisi olan dinler ve ahlak öğretileri çevre sorunlarına karşı düşünceler ve tepki hareketleri ortaya koymaya çalışmaktadır.Doğrusu İslam dini, insanın doğa ile olan ilişkisini düzenleyen güçlü bir ahlaki temele sahiptir. Bu bağlamda Kur'an-ı Kerim, insanın yeryüzündeki konumu, doğayla olan ilişkisi ve çevreye karşı sorumlulukları açısından önemli ilkeler ve görevler sunar. Kur'an-ı Kerim'in çevre anlayışı, temel kavramlar ve ilgili ayetlere geçmeden önce yazımızda ayetlerin tarihsel (anlamını) bağlamını değil literal anlamını öncelediğimizi belirtmek isterim. Zira Kuran'ı Kerim'in nüzul döneminde bugünkü anlamda çevre sorunlarının olmadığı bilinen gerçeklerdendir. Amacımız her iki metodoloji arasında karşılaştırma yapmaktan ziyade mesajın sonuç itibariyle çevre sorunlarıyla ilişkisini ortaya koyabilmektir.Kur'an-ı Kerim'de insanın yeryüzündeki statüsü “halife” olarak tanımlanır:“Hani Rabbin meleklere, 'Ben yeryüzünde bir halife yaratacağım' demişti...” (Bakara, 2/30)Tarih bize göstermektedir ki, halifelik tanımı çerçevesinde Müslümanların daha çok uyguladığı yaşam şekli “doğadan istediği gibi faydalanmak” olmuştur. Sanıyorum ki, Müslümanların çevre sorunlarına karşı ilgisiz kalmasının kökeninde bu anlayış yatmaktadır. Oysa ki, halifelik görevi çevre söz konusu olduğunda insanın doğa üzerinde mutlak bir hâkimiyet kurması, istediği gibi kullanması anlamına gelmez; aksine, “doğayı koruyup koruma sorumluluğunu” ifade eder. Halife, Allah'ın yeryüzündeki temsilcisidir ve bu temsil görevi, adalet ve sorumluluk bilinciyle insanoğluna yaraşır bir şekilde yerine getirilmelidir. Bu anlayışa göre çevreye zarar vermek, sadece doğaya değil, aynı zamanda “Allah'ın emanetine ihanet” anlamına gelir. Bununla birlikte, doğadan istediği gibi faydalanmayı haklı çıkarma anlamı içerebilen ayetler olduğu düşünülebilir. Örnek vermek gerekirse; “Göklerde ve yerde ne varsa hepsini sizin hizmetinize verdi. Şüphesiz bunda düşünen bir toplum için ibretler vardır.”( Câsiye Suresi 13. Ayet) Bu ve benzeri ( Nahl 12/İbrahim 32-33 v.s.) ayetlerde doğanın ve içinde yaşayan mahlukatın Allah tarafından insanlar için düzenlendiği ve insanların hizmetine verildiği ifade edilebilir. Ancak halifelik görevinin anlamı çerçevesinde baktığımızda ayetten istenildiği gibi kullanma anlamı çıkmayacağı gibi asıl mesajın sorumluluk bilinci olduğunu açıkça görebilirizNitekim Kur'an'da doğanın düzeni ve dengesi Allah tarafından belirlendiği belirtildikten sonra gerekli ikazlar yapılarak şükür, adalet ve emanet bilinci ciddi bir şekilde hatırlatılır.“Göğü yükseltti ve dengeyi koydu. Sakın dengeyi bozmayın.” (Rahman, 55/7-9)Bu ayette ise sorumluk görevinin yanı sıra bahsedilen denge, sadece fiziksel düzeni değil, ekosistemlerin sürdürülebilirliğini de kapsayan geniş bir anlam içerir. Bugün karşı karşıya kaldığımız çevre krizlerinin çoğu, bu ilahi dengenin insan eliyle bozulmasından kaynaklanmaktadır. Kur'an bu noktada dengeyi korumanın hem bireysel hem toplumsal bir görev olduğunu vurgular.Kur'an-ı Kerim'in pek çok yerinde fesat kelimesi, bozgunculuk anlamında geçer. Özellikle Bakara Suresi 205. ayet çevre bağlamında oldukça dikkat çekicidir:“O, iş başına geçti mi yeryüzünde bozgunculuk yapmaya, ekini ve nesli yok etmeye çalışır. Allah bozgunculuğu sevmez.”(Bakara, 2/205)Bakara suresinde geçen “ekin” ve “nesil” ifadeleri, çevresel ve biyolojik tahribatı doğrudan ima etmektedir. “Ekin”, tarımı, toprağı ve bitki örtüsünü; “nesil” ise insan türünü ve gelecek kuşakları ifade eder. Bu bağlamda ayet, doğayı ve insan soyunu tehdit eden eylemlerin ilahi düzene karşı birer saldırı olduğunu ortaya koyar.Bununla birlikte Kur'an-ı Kerim'in üzerinde ısrarla durduğu israf konusuna da değinmemiz gerekmektedir. Modern dünyada israf, sadece kişisel bir kusur değil; küresel çevre sorunlarının temel nedenlerinden biridir. Aşırı tüketim, doğal kaynakların tükenmesine, atık miktarının artmasına, enerji krizlerine ve ekosistemlerin tahribatına yol açar. Kur'an'daki israf yasağı, bu anlamda çevreci bir bakış açısı sunar. Gereksiz yere tüketilen her kaynak, doğanın dengesini bozan bir unsur haline gelir. Nitekim En'âm Suresi 141. ayette şu uyarı yer alır:“Yiyin, fakat israf etmeyin. Çünkü O, israf edenleri sevmez.”Burada geçen “O, israf edenleri sevmez” ifadesi, sadece bireysel davranışların değil, aynı zamanda israfa dayalı ekonomik ve politik yapıların da sorgulanması gerektiğini ima eder. Şu hâlde; Kur'an'a göre insan, bu nimetleri şükür, adalet ve emanet bilinciyle kullanmakla, korumakla yükümlüdür. Modern çağın kaçınılmaz olarak dayattığı doğayı yağmalayan israf davranışı yerine korumacı bakış açısını kendisini hatırlatıcı olarak tanımlayan Kuran'ı Kerim yüzyıllar öncesinden bize bildiriyor.Hiç şüphe yok ki, çevre sorunlarının temelinde vahşi kapitalist düzenin ekonomik çıkar için sürekli olarak tüketimi teşvik etmesi bulunmaktadır. Bu doğrultuda “kıt kaynaklardan sınırsız ihtiyaçları karşılamak” gibi saçma bir düşünceye herkesi inandırdılar.Oysaki doğadaki nimetlerin sonsuz olduğunu bize bildiren ilahı hitabı anlayabilseydik “sonsuz kaynaklardan ihtiyacımız olanı karşılamaya” talip olmamız gerekirdi. İşte o zaman çevre sorunları gibi bir derdimiz de olmazdı.Gelinen noktada İslam dininin temsilcileri olan Müslümanlar sınıfta kaldı mı? diye soranlara cevabım “okuldan atılmalılar” olacaktır.