İSRAİLLİ ESİRİN HAMAS ÖVGÜSÜ!
.
HAMAS'ın serbest bıraktığı bir İsrailli esir, İsraillilerde şok etkisi yaratan açıklamasında, HAMAS militanları için, özetle şunları söylüyor: “Sizin nezaketiniz vicdanıma kazındı. Aranızda yaşadığım 498 gün boyunca, gerçek erkekliğin, saf kahramanlığın ve insanî değerlere saygının anlamını sizden öğrendim. Bana, şefkatli bir babanın çocuklarına baktığı gibi baktınız. Erkekliğin anlamını, sizde, gözümle görene kadar bilmiyordum ve fedakârlığın değerini, aranızda yaşayana kadar, ölümü gülümseyerek karşılayıp, öldürme ve yok etme araçlarına sahip düşmana çıplak bedeninizle direnene kadar fark etmemiştim. Ne kadar belâgatli ve açık sözlü olsam da, sizin değerinizi yansıtacak, yüce ahlâkınız karşısındaki hayretimi ifade edecek kelimeler bulamayacağım. İnanın bana, eğer bir gün buraya dönersem, ancak sizin saflarınızda bir mücahit olarak dönerim.”Filistin halkına dünyanın en vahşi soykırımını uygulayan Siyonist İsrail'e karşı mücadele eden HAMAS'ı, bir İsrailli esir işte böyle yüceltirken, sayın CHP Genel Başkanı, önce 'Terör Örgütü' diyor, fakat eleştiriler karşısında, bu defa da, “HAMAS terör örgütü değil ama, terör eylemleri yapıyor” diyerek güya, ifadesini yumuşatıyor! Türk Ordusu Kudüs'ü, 9 Aralık 1917 tarihinde İngilizlere terk etti. Bu tarihten itibaren, Yahudilerin, Filistinlilere baskıları artmaya başladı. İzzeddin el Kassam'ın 1935 yılında öldürülmesiyle, Araplar, İngiliz Manda yönetimine karşı 1936 yılında ayaklandılar. Filistinli savaşçılar kendilerine, “El Kassam Tugayları” adını verdiler. Bu ayaklanma 1939 yılına kadar sürdü. Çoğu Arap olmak üzere 6 bin Kişi öldü. ATATÜRK FİLİSTİN HALKININ YANINDAYDI! Atatürk, Hindistan Bombay Kronik Gazetesi'ne verdiği bir demeçle, Filistin Halkının yanında olduğunu belirtmiştir. Dahiliye Vekili Şükrü Kaya tarafından 20.08.1937 tarih, 5476/7/1 K sayı ile, Başvekâlet yüksek makamına gönderilen tercüme metinden anlaşıldığına göre, Atatürk bu demecinde, şu çok önemli tespitleri yapıyor: “Arapların Avrupa siyasetine nüfûz edemeyip, bu sözde istiklâl kelimesine inandıkları ve bu uğurda Arap memleketlerini Avrupa emperyalizmine esir kıldıkları şayanı teessüftür. Arapların arasında mevcut olan karışıklığı ve hoşnutsuzluğu kimse bizim kadar bilemez. Biz, vakıa birkaç sene Araplardan uzak kaldık. Fakat şimdi, kendimize kâfi derecede güvenip ve kudretimizi bildiğimiz için, İslâmiyet'in mukaddes yerlerinin Musevilerin ve Hıristiyanların nüfûzunun altına girmesine mâni olacağız. Binaenaleyh, şunu söylemek istiyoruz ki, buraların Avrupa emperyalizminin oyun sahası olmasına müsaade etmeyeceğiz. Biz şimdiye kadar, dinsiz ve İslâmiyet'e lakayt olmakla itham edildik. Fakat, bu ithamlara rağmen, Hazreti Peygamberin son arzusunu, yâni, mukaddes toprakların daima İslâm hâkimiyetinde kalmasını temin için hemen bugün kanımızı dökmeye hazırız” (Necdet Sevinç, Yeniçağ Gazetesi, 18.05.2005). Yazar Altemur Kılıç'ın belirttiğine göre, bu belge, Matbuat Umum Müdürlüğü antedini taşımakta ve aslı, Ankara'da Millî Arşiv'de, 030 10 266 793 25 numaralı dosyada saklıtutulmaktadır (Yeniçağ Gazetesi, 3.02.2009).Atatürk'ün bu uyarısı, Arap dünyasında büyük bir heyecan yaratmış ve Atatürk lehinde çeşitli gösteriler yapılmıştır. Bin küsur yıllık Türk hâkimiyetinde, barış ve huzur içinde yaşayan Filistinliler, İngiliz işgalinden sonra büyük sıkıntılar çektiler. Bu mukaddes topraklara büyük bir Yahudi göçü başladı. Birleşmiş Milletler, dünya Siyonist Teşkilâtının baskısıyla, 1948 yılında, Filistin'de, bir Yahudi Devleti'nin kurulmasına karar vermiş ve Türkiye, 1949 yılı Mart ayında, sınırları bile belli olmayan bu devleti tanımak gafletini göstermiştir. O tarihte, İsmet Paşa'nın iktidarda olduğunu ve “Küçük Amerika” olmak sevdasıyla, Türkiye'nin bütün varlığıyla, Batı kampına katıldığını hatırlatalım! Batı aşkı gözlerimizi öylesine karatmıştı ki, bin küsur yıldır birlikte yaşadığımız kardeş Filistin halkının da bir devletleri olması gerektiğini dile getirmedik bile!Bir başka acı olay da, Suriye Devleti'ne silâh satan, Enver Paşa'nın kardeşi Nuri Paşa'nın (Nuri Killigil), 1949'da, İstanbul Sütlüce'deki silâh fabrikasında meydana gelen bir patlama sonucu, 27 çalışanı ile birlikte hayatını kaybetmesidir. Bu bir sabotajdı. Fakat, doğru dürüst araştırılmamıştır!Hülâsa, Atatürk, Balkan ve Sâdâbat Paktlarıyla, Balkan devletleri ve o tarihteki bağımsız Müslüman devletleriyle yakın ilişkiler arayışına girmişken, İsmet Paşa yönetimi ise, sırtını bu coğrafyaya dönmüştür! Demokrat Parti yönetimi bu hatayı düzeltmeye kalktığında, bir Askerî Darbe ile iktidardan indirilmiş ve cezalandırılmıştır! Bugün Türkiye, Türkiye'nin tarihî hinterlandında olan milletlerle yakın ilişkiler kurma gayreti içindedir ki, bunun aynı zamanda, büyük Atatürk'ün temel siyaseti olduğunu hatırlatmak isteriz.