Sabır, Kararlılık ve Sporun Örgütlenmesi

.

Yıllar var, büyük usta İlhan Selçuk'un bir makalesinde okumuştum. Gençlere hitaben sabırsız ve kararsız olmayın demişti. Sözün muhatabı gençler gibi gözükse de genç yaşlı, kadın erkek demeden herkese söylenmiş olduğunu düşünüyorum. Sabırsız olmayın derken telaşlı davranmayın, acele etmeyin, kısa vadeli düşünmeyin, ivedi olarak karar vermeyin ama bir plan içinde yaşayın, geleceği öngörün demek istediği yönünde algılamıştım. İnsanların kısa, orta ve uzun vadeli plan yapmasının doğal sonucu zamanın verimli kullanılmasıdır, semerenin insana gerçek anlamda katkı sağlamasıdır. Kararsız olmayın derken de yaşam mücadelesinin sürekli olduğunu, doğumdan ölüme kadar süreceğini, yolun bin bir türlü engellerle dolu olduğunu, açıkçası döneklik yapmayın, belirlediğiniz hedefe vazgeçmeden sürekli biçimde yürüyünüz dediğini yorumluyorum. İnsan yaşamındaki iniş ve çıkışların doğal olduğu, herhangi bir başarısızlığın vazgeçme gerekçesi olamayacağı, başarının ise bulutların üzerine çıkılması demek olmadığı bilinmelidir. Ne kendimizi dev aynasında görelim, ne de kuyunun dibine düşmüş gibi davranalım. Sözcü Gazetesinin 24 Ekim 2025 günlü nüshasında Yılmaz Özdil'in “Bencik” başlıklı makalesini okudum. Tam anlamıyla sabırsız ve kararsız olmayın söyleminin en çarpıcı somut bir örneğidir. Okumadıysanız, okuyun, lütfen! *** Muğla'nın Yatağan ilçesinin Bencik beldesinde yaşanan yaklaşık 20 yıla varan bir öykünün ana fikrinde insan ve okçuluk sporu var. Bire bir aynısı olması beklenmez ve gerekmez. Kaldı ki, başka bir spor alanının seçilmesinden kaynaklanan olumlu etkinin daha fazla olabileceğini düşünüyorum. Bu nedenle sisteme destek sağlayan egemen spor etkinliklerinin dışında kalan bir alanın seçilmesi, başarıyı artıracaktır. Bu amaçla ilk önce var olanların ve ortamın, sorunların analizi yapılmalı ve eldekilerin niteliği, niceliği saptanmalıdır. Başlangıçta bir envanter yapılarak yola çıkılmalı ve planlama yapılmalıdır. Kısa zamanda hedefe ulaşılabileceği düşünülmemelidir. Sabırsız ve kararsız davranılmamalıdır. Bu ön koşullardan sonra ne olabilir, nasıl olabilir? Hangi spor dalı olabilir? Bu soruların yanıtına çok sayıda spor dalı girebilir. Ama önerim masa tenisidir. Neden, masa tenisi diyebilirsiniz? Hem kapalı, hem de açık alanda yapılabilir. Aynı zamanda yerel istihdama katkı sağlayabilir. Tenis masasını, ilçemizde, ilimizde bulunan marangozluk mesleğinden sanatkârlara yaptırmak mümkündür. Yine masanın metal olabilecek parçalarını da metal işleri ile uğraşan sanatkârlarımıza yaptırabiliriz. Hatta filesini balık ağı yapımı ile uğraşan insanlarımız yapabilir. Raketini ise marangozluk ve benzeri işlerle uğraşan insanlar yapabilir. Sadece, tenis topunun satın alınması zorunluluğu ortaya çıkacaktır. Ustalar, üç beş tane masa için uğraşmaz demeyin. Binlercesinden, on binlercesinden, hatta ihtiyaç karşılandıktan sonra başka il ve ilçelere pazarlanmasından söz ediyorum. Her düzeydeki okulların her birine onlarca tenis masası konulmalıdır. Her türlü açık alana onlarca tenis masası yerleştirilmelidir. Olabilecek her türlü kapalı alana tenis masası konulmalıdır. Kiraya verilemeyip boş duran dükkânlar dahi kullanılabilir. Okulların yanında kamu kurumlarına, özel kuruluşlara, fabrikalara tenis masaları konulabilir. Uygun olan kaldırımlara, yol kenarlarına yerleştirilebilir. Gençlerin yanında orta yaş kuşağı dahi masa tenisi oynayabilir. Her yaş kuşağı için yarışmalar düzenlenerek, masa tenisinin yaygınlaşması, benimsenmesi sağlanabilir. *** Bütün bu masa tenisi işinin çok büyük bir kaynak gerektirdiği, yetersiz kaynaklarla bir şey yapılamayacağı söylenebilir. Ama temel sorunun kaynak bulmaktan öte bir örgütlenme sorunu olduğu bilinmelidir. Neden mi? Tenis masası için hazır sunta ve benzerlerini satın almak yerine fındık bahçelerindeki budanmış ve yerde yatan fındık dalları kullanılabilir. İyi bir örgütlenmeyle fındık bahçelerinin budanmasıyla ortaya çıkan dalların satılması veya sunta fabrikalarına verilerek takas olanakları aranabilir. Dalların budanması, kesilmiş dalların alınması, taşınması sürecinde gönüllülerden destek alınabilir. Belediyeler başta olmak üzere yerel yönetimler, imar planı yapma ve konut imalatını tercih etme yerine toplumsal yaşamı zenginleştirici, sosyalleşmeyi artırıcı işlerin peşinde koşmalıdır. Toplumcu bir bakış açısı olduğunda belde insanının yaşam düzeyi ve kalitesi artırılabilir. Sabırsız ve kararsız olunmadığında geniş bir bakış açısıyla örgütlendiğinde çok kısa sürede ulusal sporcularımızın çıkacağından emin olabilirsiniz. Kuşkunuz varsa son yirmi yılda “Bencik” de olanlara bakınız. Umarım ve dilerim ki, ülkemizde de imar planından ve konut üretiminden rant sağlama yerine toplumcu belediyecilik örneklerinin arttığını görürüz.