Cumhuriyetin ilk yıllarında, bir öztürkçeçilik akımı başlamış, ancak, dilimize yerleşmiş ve halkımızın yaygın olarak kullandığı bâzı kelimelere de karşılıklar üretilmek hatasına düşülmüştü. Dil çalışmaları sırasında, bir gece Çankaya'da, kendisine sunulan bir listeyi okuyan Atatürk, bu konuda şunları söyler: “Yeni Türkçe kelimeler teklif edebiliriz. Bu yönde ısrarla çalışmalıyız. Fakat, Türk dilinin yapısını zorlamak olmaz. Bu bünye meselesini, Türk dilinin olgunlaşma seyrine bırakmalıyız. Birkaç gün önce Ahmet Cevat Bey'e söyledim. Ketebe, yektübü Arabındır; kâtip, kitap, mektup Türk'ündür” (Y. Koç, “Belgelerle Mustafa Kemal Atatürk”, s. 153).Dilimize yeni giren kavramlara Türkçe karşılıklar bulunmalıydı. Meselâ, Kompütüre “Bilgisayar” denilmesi gibi. Fakat, dilimize yerleşmiş ve Türkçeleşmiş kelimeler değiştirilmemeliydi. Fakat, Batı hayranı köksüz aydınlarımız, milleti de Batı değerleriyle yoğurmak için, kültürümüze savaş açtılar. Bu meyanda, “Kâtip” kelimesi, Türkçe değil diye atıldım; yerine, yabancı dilden “Sekreter” kelimesi getirildi; “Umumî Kâtip” de, “Genel Sekreter” yapıldı! Keza, “Mülâkat” kelimesi atıldı, yerine Türkçe olmayan “Röportaj” kelimesi getirildi. “Nükte, nüktedan” gibi zarif kelimeler atıldı, yerlerine espri, espritüel gibi yabancı kelimeler getirildi. Âdet kavramından üretilmiş “ANANE” kelimesi atılarak, yerine “Gelenek” kelimesi uyduruldu! “İhtiyaç- Gereksinim”; “Hakikat” ise “Gerçek” oldu! “Kâinat” kelimesin yerine “Evren” kelimesini uygun gördüler! “Dünya” da artık “Küre” diye tanımlanıyor! Örnek çok! Televizyonda haberleri sunan spiker, 'tarımcı' diyor! Allah aşkına! “Çiftçi” kelimesi ne çabuk unutuldu! “ Köy” yok, artık, “KIRSAL” diyorlar! “Köy Kalkınmasının” adı da artık “Kırsal Kalkınma!” “Mahalleye” dokunamadılar ama, “Mahallî” kelimesini attılar, yerine “Yöresel” kelimesini uydurdular. Artık “Yöresel Ürünler” diyorlar!Cümlelerin yapısını bozdular ve dilimizin zarafetini yok ettiler. Televizyonda hava durumuna bakıyoruz: Spiker, “pazartesiden itibaren sıcaklıklar yükseliyor olacak” diyor. Böyle bir Türkçe yok! “Sıcaklıklar yükselecek” denilmeli. Rahmetli Jülide Gülizar ve Zafer Cilasun âdeta bir dil okuluydu. Hasretle hatırlıyoruz. Dilimizi, sözde özleştirme curcunasına 'İLERİCİLİK' dediler; kültürümüzü savunanlara da 'GERİCİ' yaftasını yapıştırdılar! “Sel, Sal” ekleri ne kadar da yaygın kullanılıyor! Kumsal, bölgesel, tarımsal, yargısal, kamusal, fiziksel, ruhsal, geleneksel, sağlıksal! Evet! Yanlış duymadınız; “SAĞLIKSAL”diyorlar iyi mi! “Küresel” kelimesi de çok sık kullanılıyor. Hâlbuki, “Dünya Merkezci” denilebilir. Eskiden, Türkçenin “lik, lık, luk” eklerine uygun olarak, “KUMLUK” denilirdi. “KUMSAL” yaptılar! Türk Dil Kurumu'nun “İmlâ Kılavuzu” kitabında “Kumsal” diye bir kelime yok! Kumluk gitti ama “KAYALIK” nedense kaldı! “Ziraat-Ziraî” kelimeleri de dilimizden atıldı. Artık, “ Tarım-Tarımsal” deniliyor! “Bölgesel” yerine, “Bölgeye dair”, “yargısal” yerine “Yargıya ait”, “Fiziksel yerine Fizikî”, “Ruhsal” yerine “Ruhî” denilmelidir. Araçsallaştırmak diyorlar! İlle de “SAL” ekini kullanmak şart mı? “Araç hâline getirmek” ya da “getirildi” denilemez mi? 2000'li yıllara kadar, muhafazakâr yazarlar, bu “Sel-Sal” ekini kullanmazlardı. Şimdi, bakıyorum da, teslim bayrağını çekmişler gibi!“Hayat” gibi, dilimize yerleşmiş, Türkçeleşmiş bir kelimeyi Türkçe değil diye atarak, yerine “YAŞAM” kelimesini getirdiler. “Hayatî” yerine “Yaşamsal” diyorlar!Eşinize, ya da sevdiğinize “HAYATIM” dersiniz; “YAŞAMIM” diyemezsiniz ki! Tabiat da “DOĞA” oldu. Peki, bütün bunlara niçin yapıldı. Bu yeni kelimelerle daha iyi mi anlaşıyoruz? Dilimiz anlatım zenginliği mi kazandı yoksa, yavanlaştı mı?Eskiden “Neşriyat” diyorduk, “Yayın” yaptılar. Fakat, Yayınla Yayımı karıştırıyorlar! Neşredilen kitap ya da gazeteler için, “YAYIN” denilir. Bunların basılıp dağıtılmasına ise, “YAYIMLANAN” denir! En popüler yazarlar bile, 'Yayımlanan' yerine 'Yayınlanan' diyorlar!“MİLLET” kelimesi yerine “ULUS” kelimesini getirdiler. “Milletlerarası” da artık “Uluslararası” oldu! Buradan “Ulusal, Ulusalcı” kelimelerini ürettiler. Türkçede “Çı-Çi” ekleri var; çiçekçi, balıkçı gibi. “Ulusalcı” denilmez; “ULUSÇU denilse neyse! Milliyetçi dememek için, “ULUSALCI” kavramını uydurdular. Atatürk'ün, l0. Yıl Nutkunda, “ULUS” kelimesi yerine, “MİLLET” kelimesini tercih ettiğini hatırlatalım!Mektep kelimesini de attılar, yerine İngilizce, School'dan “OKUL” kelimesini dayattılar. İlk Mektep çocuklarının zihinlerine iyice yerleştirmek için de, şu şarkıyı uydurdular: “Şimdi okullu olduk. Sınıfları doldurduk. Okulluyuz hepimiz, yaşasın okulumuz!”Şaire artık “OZAN” deniliyor! Halk şairi, “Halk Ozanı “oldu! Mısralar da artık “Dize”! “İhtiyaç” “gereksinim” oldu! “İmkân” artık “Olanak”, “İhtimal” “Olasılık”, “Kanun” “Yasa”; “ Esas Teşkilât Kanunu” da “Anayasa” oldu!Eskiden, “Fert-Ferdî”; “Şahıs-Şahsî-Şahsiyet” denilirdi; bunları kaldırıp attılar, artık “Birey-Bireysel”, ya da “kişi”, “kişisel” deniliyor! “Hakikat” kelimesi artık “Gerçek” oldu! Türkçede “lik lık” eki var; dolayısıyla belgelik denmeli fakat “belgesel” diyorlar!Hâkim, hâkimiyet, hükümdar, hükümran aynı kökten üretilmiş kelimeler. Hâkime yargıç dediler ama pek tutmadı. Fakat, “HÂKİMİYET” kelimesini kaldırıp attılar ve yerine, Yunancadan gelme, “EGEMEN” kelimesini koydular! “HÜKÜMRAN” yerine artık, “HEGEMON-HEGEMONİK” diyorlar ki, o da Yunanca! Ama, herkes kullanıyor!“EGE DENİZİ” deniliyor, fakat, 1940'lara kadar bu denizin adı, “ADALAR DENİZİ” idi! Hattâ, Lozan Antlaşmasının İngilizcesinde, “EGE EDENİZİ” denilmiş ancak, Türkçeye çevrilirken, “ADALAR DENİZİ” diye çevrilmiş. 1940'dan sonra, bu denize “EGE Denizi” denildi. Bir de, “EGE BÖLGESİ” uydurdular iyi mi! 1941 yılında, İnönü döneminde, Anayasamızın dili sözde Türkçeleştirilirken, “HÂKİMİYET” yerine de, “EGEMEN” kelimesini uygun görmüşler! Demokrat Parti iktidara gelince, tekrar eskiye dönüldü. Fakat, 1960 Askerî Darbesinden sonra, öztürkçeçilik yeniden hızlandı.Bâzı Osmanlıca kelimelerdeki, uzatılarak okunması gereken (a) ve (i) harflerinin üzerine '^' işareti konulması gerekirken, bu yapılmadığı için, meselâ: “Kâr” kelimesi, “kar” olarak okunabiliyor! Aynı şekilde “hala” ve “hâlâ” kelimeleri de öyle!Arapça kökenli, sonu 'd' ve 't' ile biten, Mehmed, Ahmed, Fuad, Sebahaddin, Selâhaddin, Necmeddin, Hayreddin gibi isimler, artık, (t) ile yazılıp okunuyor! Bu doğru değil. 'Bu kelimeleri (t) ile yazınca kelimenin anlamı kayboluyor.Geçtiğimiz günlerde Ankara'da, Türkçe imlâ konusunda bir sempozyum düzenlendi. Umarız, Öztürkçecilik adına yapılan bu kültür katliamına artık bir son verilir. Haber Merkezi
Giresun
Yayınlanma: 10 Kasım 2025 - 00:00
TÜRKÇEMİZİ KATLETTİLER
.
Giresun
10 Kasım 2025 - 00:00









