Bazı anlar vardır, yıllar geçse de zihnimizin en güzel köşesinde saklı kalır. Çocukluğumuzun kokusunu taşıyan sokaklar, en saf kahkahalarımızın yankılandığı bahçeler ve özlemini çektiğimiz eski dostluklar…
Ne zaman bir melodi çalsa ya da tanıdık bir koku burnumuza gelse, o güzel günlere döneriz.
Sıcak bir yaz akşamı, mahallede oynanan oyunların sesi yankılanırken evden yükselen anne çağrısı… “Yemek hazır, hadi içeri gel!” O günlerde zamanın bir anlamı yoktu, gün bitmek bilmez, mutluluk basit şeylerde gizliydi.
Bir simit paylaşmanın, bir uçurtmanın ipini gökyüzüne salmanın verdiği heyecan, şimdilerde en büyük lüksümüz oldu.
Eski dostlukları hatırlıyorum. Cep telefonlarının olmadığı zamanlarda, bir arkadaşımızı görmek için kapısını çalmanın, balkonlardan birbirimize seslenmenin samimiyeti vardı. Mektuplarla haberleştiğimiz, bayram sabahları büyüklerin ellerinden harçlık almak için sıraya girdiğimiz günler…
Şimdi ise her şey hızlı, ama o eski tadı yok.
Eski sokaklardan geçerken o günlere dönmek istiyorum bazen.
Çatlak kaldırımlarda seksek oynadığımız günleri, kışın sobanın başında kestane közlediğimiz akşamları, yaz tatilinde deniz kenarında toplanan aile sofralarını…
Hepsi hafızamızda birer hazine gibi saklı.
Zaman değişiyor, hayat ilerliyor. Ama bazı güzellikler hep içimizde bir yerlerde yaşamaya devam ediyor. Arada bir geçmişin sıcak gölgesinde soluklanmak, o güzel günlerin hatırasını yaşatmak da bizlere düşüyor.
Çünkü bazen hatırlamak, yeniden yaşamak gibidir…





